Ussangoda Ovası

Ussangoda Plains Ussangoda Plains Ussangoda Plains

349 hektarlık alanıyla Ussangoda, ülkenin daha küçük (ve nispeten daha yeni) national parks alanlarından biridir. Department of Wildlife Conservation tarafından korunmakta olup 2010 yılında national park ilan edilmiştir. Bu kurak ve rüzgârlı bölge, birkaç ürkek geyik sürüsüne ve tavşanlara ev sahipliği yapar. Çevresi çalılık ormanlarla kaplıdır ve yer yer toprağa sıkıca tutunmuş, düşük yoğunlukta kısa bitki örtüsü görülür. Parkın büyük bir kısmı demir bakımından zengin düzlüklerden oluşur ve denize yaklaştıkça kaktüsler ve diğer dikenli çalılarla kaplı engebeli kayalıklara dönüşür.

Park girişinden hemen önce bir otopark bulunur; bir yanında sıcak belimal çayı, wadai ve rotti satan tezgâhlar sıralanmıştır. Bu tezgâhlarda çalışan kadınlarla birkaç dakika konuşursanız, 2000 yıldan daha uzun bir süre önce buraya bir göktaşının düştüğüne dair hikâyeler anlatırlar. Onlara göre demir ve diğer minerallerle dolu bu ateşli kaya, bölgenin yarı çölü andıran kırmızımsı manzarasının nedenidir.

Ayrıca buranın, Kral Ravana’nın uçan savaş arabasının iniş yaptığı yer olduğu da söylenir. Toprağın kırmızı ve verimsiz yapısına dair bir başka halk anlatısı ise Hanuman’ın Ravana’yı kızdırdığı; bunun üzerine Ravana’nın Hanuman’ın kuyruğunu ateşe verdiği yönündedir. Ardından Lord Hanuman, intikam almak için Kral Ravana’nın topraklarının bazı bölümlerini ateşe vermiş ve böylece Ussangoda’yı harap ederek günümüzdeki hâline getirmiştir.

Daha az bilinen başka bir anlatı ise, adada ilk kez burada betel yapraklarının tanıtıldığı ya da keşfedildiği ve toprağın kızılımsı tonunun rastgele etrafa saçılan kırmızımsı tükürükten kaynaklandığı yönündedir.

Manzaranın demir açısından zengin ve verimsiz olmasının daha az dramatik ama bir o kadar ilginç bilimsel nedeni ise şudur: Ussangoda bir serpantin bölgesidir.

Burada serpantin terimi, yüksek ağır metal yoğunluğuna ve çok daha düşük kalsiyum seviyelerine sahip geniş bir mineral grubunu tanımlamak için kullanılır. Bu durum, ağır metallerle yüklü toprağın bitki yaşamı için pek de elverişli olmadığı anlamına gelir.

Bölgede iki belirgin bitki örtüsü türü bulunur: düzlüklerde toprağa yakın, bodur ve yayvan büyüyen bitkiler ile çevredeki çalılık ormanı da içeren seyrek çalı kümeleri. Ovalarda hayatta kalacak kadar evrimleşmiş bitkiler “yayvan, bodur ve geniş kök sistemine sahip” olarak tanımlanırken; ovaların çevresindeki çalılar, serpantin olmayan, nem oranı daha yüksek topraklarda yetişir.

Özetle, bodur bitki örtüsüne sahip bölgelerde daha az nem ve daha yüksek mineral yoğunluğu bulunurken, bunun tersi de geçerlidir.

Yala, Wilpattu ve bitki örtüsü ile yaban hayatı bakımından zengin diğer national parks kadar popüler veya fotojenik olmasa da,  yine de oldukça ilgi çekici bir bölgedir.